mustafa nazif şiirleri - yazıları - sesli şiirleri - fotoğraf çekimleri




online ziyaretçi : toplam ziyaretçi :

» bayramlar...

 
 
"Bozulduğu zaman, insandan daha korkunç bir yaratık yoktur."

                                                                                                        Sophokles

 

 

özgürlük adına söylenmiş bir yalandır
hakların hürriyeti.
bildiğim bir yalan var,
bütün gerçeklerin üstünü örten.
âh, kana susamış cinnet!
tepetaklak dünya;
bir çocuğun gözünde kanayan güldür,
üç beş damla kin,
üç beş damla nefret…

 

şiir;
hiç bir dileği gerçekleştirmeyen,
kayıp giden bir yıldız kadar yalancıdır.

ve toprak,
en az bir o kadar kana susamış,
bir şehir kalelerini teslim ederken bir bir,
âdemin tînine ihanet edişinin resmidir,
bir çocuğun gözünde kanayan gül,
tırnaklarımın ucuna kazınmış nefret!…
 
"seni sevmiyorum beyaz insan…"
karalara büsbütün boyanmışlığım bundan…

 

 

 

Çok bekledik bayramları; bayram gibi olsun istedik oysa ki hüzün yaprakları kaldı elimizde lâl gibi. ne çok bayramlar gördük, eli öpülesi. eller öpülürken, “eller” kırıldı kökünden. Eller öpülürken, “eller” vuruldu cân evinden.

 

Şeker gibi bayramları özledik; gurbet elde, bir başına türküsünü yakmak istemedik gecelere. Tren garlarında, otobüs duraklarında, otobüs garlarında, hayatı nöbet tutmak istemedik. Biz aslında, bu arabesk hayatı hiç istemedik. Dayatılan ve bir o kadar yaşamaya mecbur kılınan.

 

 

Çok şey istemedik aslında. Aslı gibi olsun istedik her şey, kopya sûretlerden bîzardık biz. Sürgün yanlarımız en çok bunlarla anılırdı oysa. Yalnızlığımızı bundan bildik, bundan bildik bundan yana kaçtığımız ne varsa. Biz, bu dünyanın aykırı çocuklarıydık. Toplum dışı, yüzünü topluma dönmüş, bir o kadar aşina ve bir o kadar uzak yüzleriydik. Bu yüzden, adam gibi adamlarla beraber, bayramları çok bekledik; kalabalıklardan bu kadar çok kaçarken, aslında kalabalıkları bir o kadar da çok özledik ve beklerken, beklemenin içine, beklemeye dair bütün anlamları bir bir nasıl da dizdik…

 

 

El-ân; “fi tarihte bir gün, büyüme hayalleri kurardım. şimdi ise; utanıyorum çocukluk düşlerimden”. Yani büyüyen ve büyüdükçe küçülen insanları gördükçe, çocukken kurduğum hayalleri yatırıyorum masaya bir bir. Tıpkı ölmeye âmil bir hasta gibi, masadan kalkmıyorlar. Dünya’yı ve dünyayı kendine benzeten o küçüldükçe küçülen insanları düşünüyorum. Bayramlarım karışıyor birbirine sonra ve hepsini toplasan, tek bir bayram etmiyor.

 

 

“bekledim, uzun zaman bekledim
akşam üstü kulelerinin loş gölgeleri içinde
akşam üstü kulelerinin loş gölgeleri içinde

loş gölgeleri içinde yağmur kulelerinin
beni hep beklerken göreceksiniz
beni hep beklerken göreceksiniz


bir gün  geri gelecek
denizlerin üstünden, tarlaların üstünden doğru..

bir gün geri gelecek
kırların üstünden doğru..denizlerin üstünden doğru
yeşil rüzgar geri dönecek
ve benim incinmiş kalbimi beraberinde götürecek

geri gelecek deniz serpintileriyle
beni yolların üstünden götürmek için
loş gölgeleri içinde siyah kulelerin
onun soluğuyla sürükleneceğim
akıntının uzağında başka bir ülkeye..

 

 

onun soluğuyla sürükleneceğim
akıntının uzağına onun isteğine göre

onun isteğine göre bu dünyadan uzakta
deniz ve yıldızların arasında”

 

 

Bugün bayram; bayramınızı kutlamalıyım değil mi… Ne kadar şeker yerseniz yiyin, şeker bayramı değil, ramazan bayramınız kutlu olsun. Öyle zamanlar olur ki; dünya ağırlığınca şeker yeseniz, ağzınız yine de tatlanmaz, şu anki hâlet-i rûhiyem de sanırım o yönde.

 

 

Birkaç gündür son yüzyılın panaromasını okuyorum. Ülkemizde de son zamanlarda yaşanan bazı olaylar var ki, içler acısı. Açıkçası, ölen bir şehidin geride kalan iki çocuğunun ayağındaki yırtık çoraplar gözümün önüne geldikçe; böyle bir bayramı güllük gülistanlık ve yeryüzünde hiçbir şey olmuyormuşçasına, mutlu-huzurlu bir şekilde geçirmenin, hatta bir adım daha ötesi, bu bayramı kutlamanın şahsım adına, bu insanlara yapılacak bir ayıp olduğuna inanıyorum. Aşağıda bir takım notlar göreceksiniz, biraz uzunca ama okumak 15 dakikanızı ancak alacak. Okuduk, peki ne değişti? veya okuyunca neyi değiştireceğiz? gibi sorgulamalar da muhakkak olacaktır. Umud ederdim; keşke yazılan bir çok şey, bir şeyleri değiştirebilseydi.

 

 

ölmek için yaşadım, yalan yok
ve yalan yok ki belki de,
doğru olan bir şey yok.
bu sokaklar gibi karışık; her şey,
nasıl da birbirine muhteşem zıtlıkta
ve bir o kadar eş olmakta.
sorular soruyorum cevabını arayan
cevaplar veriyorum insanlara.

 


 
yani size; omuzları üzerindeki baş,
ayakları üzerindeki beden,
bedenler altındaki ayaklar; sahi
nereye gidersiniz;
nereden geldiğinizi bile bilmeden…
her şeyin içinde muamma bir yokluk.
yani yok olduğunu bilmediğin bir şeyin
içinde yok olmak ki ne acı.
cevaplar her şeyin içinde, sorular
her bir cevabın içinde.
doğurdukça, birbirini doğuran
karanlık iklimlerde;
ey insanlık
siz gidiyorsunuz,
gölgeniz bile kalmıyor geride…

 

Sözcüklerin gücüne inanırım; lâkin, kalp ile akıl arasındaki mesafeyi unutmayanlar için bu geçerli sanırım. Söz’ümüzü buna binaen söyleriz: yani kalp ile akıl arasındaki mesafeyi yakınlaştırma adına söyleyeceğimiz her söz, bizim için altın hükmündedir…

 

Yüzyılın panaroması ile başlayan notlar, dünya gerçekleri, Türkiye gerçekleri ile devam edecek… Bu notlardan sonra da birkaç kelamımız olacak…

 

 

not: yazının tamamı sistem alt yapısının uzun yazılara izin vermeyişinden dolayı, sayfaya ne yazık ki sığmadı... fakat, tamamı ile birlikte, devamını aşağıdaki adresten okuyabilirsiniz... bakışlarınızı kaçırmayın ve lütfen sonuna kadar okuyun ki; insanlık olarak millenyum çağında, nerelere geldiğimizi bir kez daha anlamış, idrak etmiş olalım...

 

http://www.darulfunun.net/?p=104

 

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

» bu yazıya yorum yaz


» alın yazısı


» yorumu yazan: recep
» tarih/saat: 14/5/2009 /
» ip:

:::::: innsanlar bir birini kıskandıkları için ve birbirilerine destek olmadık ları için bu hale geliyor herkez hırs iöçinde giderken aniden tosluyorlar bi yolda 2 kişi gidiyosa 3 kişi göörünce geri dönüyorlar birbirlerine yardımce olsalar birbirlerini tutsalar bu hale gelmezler başka yere gç ettsinler insanlar birbirini tutukça onların karşısında kmse duramaz.....bş dien varsa ...kurt_rcp_kurt@hotmail.com....ekleyip nediceklerse desinler tekrar bnmm msn silsinler


» _ _ _ _ _


» yorumu yazan: DLK
» tarih/saat: 7/1/2009 /
» ip:

:::::: Herkes konusuyor kımse dinlemıyor,herkes konusuyor kimse anlatmıyor ,herkes konusuyor kımse anlamıyor.sadece hedefler var ulasılması gereken ,sadece kosuyoruz yanımızdakını görmeden , nasılsın demeden ..koskoca bir kalabalıkta, bu gürültü çağında büyüyor yalnızlık.Bütün bu gürültü, patırtı içinde söylenmeyenleri duydunuz ,farkedılmeyenleri gördünüz..demek kı içimizde hala umut yeşertebiliriz ...teşekkurler


» çok etkilendim


» yorumu yazan: Kraker
» tarih/saat: 19/3/2008 /
» ip:

:::::: Bu yazınızı aylar önce okumuştum o gün bu gündür sık kullanılanlarımda ekli durur ....Duyarsızlığımı öldürmek için arada uğruyordum dün "pigmelerle dans eden kızın" bloğuna girince (Afrika,'da hizmet veren bir Türk kızı ) aklıma yine sizi okumak düştü...Bu yazıyı bloğumda yayınlamak geldi ve izninizi almadan yayınladım ama link verdim umarım bir sakınncası yoktur sevgiler mustafa bey...http://onpunto.com/ShowBlog.aspx?Web=kraker&CId=125666


» zulüm


» yorumu yazan: IHVAN
» tarih/saat: 5/2/2008 /
» ip:

:::::: Dünyanın "gerçek" yüzü bu..
İlahi Rahmetten nasibini almayanlar helak olmaya mahkumdur..
Bir diğer çok daha acı tarafı bunlardan kendi nasibini göremeyenler...
Bu bedeblerin "iç" savaşını anlatan satırlarınız için sonsuz teşekkürler..


» ...


» yorumu yazan: mustafanazif
» tarih/saat: 23/10/2007 /
» ip:

:::::: isimsiz, çirkin ördek ve kayra...

teşekkürler...


» diğer şiirden sonra..


» yorumu yazan: isimsiz
» tarih/saat: 23/10/2007 /
» ip:

:::::: Sevgili şair, siteminizi anlıyorum ama bazen kelimeler anlamsız kalır ve bize susmak düşer. Aşk şiirlerin altına yazılan yorumlar söyleyecek birkaç kelimeyi biraraya getiren,biraraya getirilebilecek birkaç kelimeyi bulabilen arkadaslarınızdan.Şundan şüpheniz olmasın ki isimsiz okuyucularınız oldukca fazla.Eminim ki bu kısmı ben ve ben gibi bir cok insan okudu ve söyleyecek birşeyler bulamadan gitti.. Acizane fikrim...

Kayra


» hocam okudum okumasına da...


» yorumu yazan: isim-sizseniz isim-sizsiniz
» tarih/saat: 19/10/2007 /
» ip:

:::::: Sözler boğazda düğümlenir ya, hani ağlarsınız nefesiniz tıkanana kadar... Sonra söz kalmaz, boğazınızda düğümlenen "o şey" olur tüm sözler... Bu yazı da öyle bir düğüm işte...
Ayrıntılı bir analiz yapmışsınız, üzerine oldukça zaman harcamışsınız; çıkan sonuçlardan biri: İnsanların dünya üzerinde döktükleri kanın, acıttıkları canın sebebinin dünya hırsları olması... Ne utanılası bir şey!
Duyarlılığımız kayıp mı oluyor?
Belki utanılması gereken bir diğer şey varsa o da, dünyada bunlar olurken, "ah, vah" demekten başka birşey yapmamak. Hatta o düğüm çözülmeye başlayınca "unutmak"...
Ah, ne kadar unutkanız! Evden çıkarken cep telefonumuzu, iş evraklarımızı, anahtarımızı yanımıza almayı, ayakkabımızı giymeyi unutmayan biz; burada yazılanları ne kadar çabuk unutuyoruz...
O zaman bu unutkanlığı meşrulaştırmak için var mısınız, arayan bizi bulamasın, işyerinde bir şeyler eksik kalsın, her akşam bir çilingir çağıralım ve yalın ayak gezelim sokaklarda... Ve diyelim ki, "biz sadece dünyaya ve insanlığa karşı olan sorumluluğumuzu değil, kendimize ve çıkarlarımıza karşı olan sorumluluğumuzu da unutuyoruz". Olay meşrulaşsın...
"Okuyucu olmak" yorumunuza ithafen: Ama ne yapalım, şu üç günlük dünyada kafamızı bunlara mı yoralım, biz mi kurtaralım dünyayı (Selo duymasın)? Duygusal takılalım ama keyifli bir şeyler olsun, haydi birilerini gözetleyelim, fanatiklik yapalım... Nasıl çıkar şu üç günlük dünyanın tadı...


» söylenecek (hiç) bir söz..


» yorumu yazan: cirkinordek
» tarih/saat: 18/10/2007 /
» ip:

:::::: ''lütfen'' demişsiniz okunsun diye, emin olun okundu şair, okundu okunmasına ama; yürekteki sızıyı anlatmaya yetmedi hiç bir söz, kelimeler saklandı köşe bucak.. kelimeler utandı.. utanmaz insanlık.. Allah büyüktür elbet, gün gelir hesabı sorulur, dalından koparılan yaprakların..!


 

nâ-mekân sözler
söyleşi: istanbul gençlink
bir boşluk: sobe taşı…
boşluk
söyleşi
çelişki
ki:
hiç
aşk ile...
cân'a yakın
rapsodi
1. mektup: lîsân-i hâl
bîzâr
b/aşk'a
aynalarda gözüm
şiirler arşivi tamamı

 


adak
alın yazısı
fotoğraf
supersin
...
seni düşünürken,bir şehir üşür içimde
Merhaba
hic kimseden hic kimseye
muhteşem
....



hakkında
iletişim / e-mail


online görüş oku / yaz


12.haziran - metropolFM
14.haziran - İZMİR
28.mayıs - ANKARA



şiirler - yazılar
sesli şiirler
şiir sunular


osmanlıca sözlük
türk dil kurumu
dergibi
necip fazıl kısakürek
ismet özel
malcolm-X
360 derece istanbul
cahit zarifoğlu

beş gül / enis batur
sevgilerde / behçet necatigil
kum / ümit yaşar oğuzcan
beklenen / necip fazıl k.


berceste
aşk garîb
tersine dünya
mâî
hiç kimse
Leylâ'ya sitem
istanbul türküsü
diyorum ki
can revân
ey;lül'e
sevmeseydim seni
adı yok
yine gelirim
ah Leylâ
candide
benzemez şiir
şairler de ölür
oylesine
üzgünüm hayat
yine gelirim
beni unutma
ayrılık da sevdaya dahil
ey hayat 
ben sana mecburum
sevgili arkadaşım
ne olur ölme
aşık garip coğrafyası
ıhlamurlar çiçek...
siyah gözlerine...
sürgün
şehrayin şarkıları
bir şey var aramızda-1
bir şey var aramızda-2
sen benim hic bir...
monarosa


 


© mustafa nazif | nisan.2006 | v4
5846 sayılı fikir ve sanat eserleri kanuna göre eser sahibinden izinsiz iktibas edilemez.
bu yasa ile eser / veya eserler, koruma altına alınmıştır.
sayfa için öngörülen çözünürlük; minimum 1024x768'dir.
görüş ve öneriler için iletişim bölümünü kullanınız.